1933 ile 1945 yılları arasında, Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanlığı yapan Alman politikacı Dr. Paul Joseph Goebbels, kitlesel propagandanın Büyük Yalan Tekniğini kullanmasıyla bilinmektedir. Bu propaganda tekniği ise, ”Tekrarlanan yalan gerçeğe dönüşür.” sözünü temel alır.

Peki ”Tekrarlanan yalan gerçeğe dönüşür.” sözü ne ifade etmektedir?

Bir bilginin, doğru ya da yanlış olmasından bağımsız olarak, sürekli olarak tekrarlanması sonucunda, kişilere bu bilgi gerçek anlamıyla doğru gelmeye başladığı bilinmektedir. Psikologlar bu durumu ”gerçek yanılsaması etkisi” şeklinde ifade ederler. Gerçek yanılsaması etkisi ise, yanlış bir ifadenin duyular ve algı üzerindeki izlenimlerinin doğru gibi algılanması sonucu oluşmaktadır. Bu durumu, bir nevi yanılsama durumu olarak da değerlendirebiliriz.

Söz konusu etki üzerinde bir çok çalışma ve deney yapılmıştır. Bu deneylerden birinde, deneklerden kendilerine verilen bir çok ifadeyi, doğru ya da yanlış olarak sınıflandırmaları istenmiştir. Örneğin, ”Pestil meyveden yapılır.” (Doğru) ya da ”Mandalina tam yetişmiş portakaldır.” (Yanlış).

Bir süre sonra, deneye yeni bazı belirlemeler de ekletilerek aynı deneklere işlem tekrarlatılır. Bu sefer ise insanların daha önce gördükleri belirlemeleri doğru olup olmamasından bağımsız olarak her seferinde doğru şeklinde sınıflandırdıkları görülmüştür. Bu durumun temel nedeni ise, bireylerin verilen ifadelere aşina olmaları şeklinde ifade edilmiştir.

Bu deney özünde ”Tekrarlanan yalan gerçeğe dönüşür.” tezinin laboratuvarda kanıtlanmış halidir. Ancak deney sonuçları göz önüne alındığında; tekrarın, gerçek hayatta insanların inancını ve bilgilerini etkilemede tek başına etkili bir araç olarak kullanabileceği anlamına gelmiyor. Eğer sadece yalanları tekrar ederek insanları bir şeylere inandırmak söz konusu olsaydı, başka ikna yöntemlerine gerek kalmazdı. Ancak etkili olan bu yöntemi günümüzde bir çok politikacının ve reklamcının kullandığını görebiliriz. Bu sebeple, bu konuda oldukça dikkatli olmak gerekmektedir. Gerçek yanılsamasının, Hitler’in Propaganda Bakanı Joseph Goebbels gibi insanların elinde tehlikeli bir silaha dönüşebildiği tarihte karşılaşılan önemli bir örnektir.

Gerçek Yanılsaması Tezi

Bu tezin tek başına etkili bir araç olmayışının engellerinden biri mevcut bilgilerimizdir. Çoğunlukla hiç kimse bir yalanı çok işittiği için eski temel bilgilerinden vazgeçmeyecektir. Amerikan Vanderbilt Üniversitesinden Profesör Asistanı Lisa Fazio’nun ekibi, gerçek yanılsaması etkisinin önceki bilgilerle nasıl ilişkilendirilebildiğini araştırdı. Araştırmanın temel sorusu, “bu yanılsamanın, mevcut bilgimizi gerçekten etkileyebilme özelliğine sahip olup olmaması” idi. Araştırma sonuçlarına göre, bir belirlemenin doğru ya da yanlış oluşuna ait mevcut bilgimize karşın, tekrarların yargılarımızı etkileyebileceğini ortaya çıkardı. Ancak bu belirlemenin doğru olarak değerlendirilmesindeki en büyük etken, onun gerçekten doğru olup olmadığı konusuyla paralel bir sonuç doğurmasıydı. Aslında tekrar etkisi, gerçeği tam olarak engelleyemiyordu. Tekrar söz konusu olsun ya da olmasın, insanların yalanlara oranla gerçek bildiklerine inanma olasılığı daha fazlaydı. Özetle tekrarlar, aslında gerçeği bilmemize karşın, bazı yanlış belirlemeleri daha doğruymuş gibi algılamamıza neden oluyor; ancak hiçbir şekilde gerçek bilgiyi hükümsüz kılmıyor.

Gerçek yanılsamasının tek başına yeterli bir araç olmamasının temel sebebi ne olabilir?

Duyduğumuz her bilgiyi mevcut bilgimizin süzgecinden geçirmeye çalışmak, insanlara fazlasıyla çaba ve zaman gerektirmektedir. Oysa insanın, doğasıgereği hızlı yargılara varması gerekmektedir.  Bu yüzden de insan, kestirme yollar oluşturmaktadır. Ne sıklıkla işittiğimize göre, bize aşina gelen bilgilerin doğru ya da yanlış olduğuna karar vermeye çalışmamız kestirme yollarımızdan biri olarak düşünülebilir. Ancak bu durumu tek başına etkili bir yol olarak kullanmamız da mümkün değildir. Bunun yanı sıra, çok geniş bir muhakeme gücümüzü de kullanmaktayız. Ancak bu yargılama sürecinde içgüdülerimiz bizi kestirme yollara tekrardan sevk edebiliyor. Bu durum da zihnimizi gerçek yanılsamasının etkilerine açık hale getiriyor. Ancak bu kestirme yol, çoğunlukla iyi sonuç vermesine karşın yanıltıcı da olabiliyor.

Peki bu durumun yanıltıcı sonuçlar doğurmasını nasıl engelleyebiliriz?

Öncelikle, bu etki hakkında bilgi sahibi olmamız gerekmektedir. Bu duruma karşı tedbir araçlarından biri, inandığımız şeyleri tekrar tekrar kontrol ederek, bu bilgi ya da bilgilere neden inandığımızı anlamamızdır. Yani, bir bilginin bize mantıklı gelmesinin temelinde bilginin gerçekten doğru olması mı, yoksa bize sürekli tekrarlanmış olması mı yatmaktadır?

Yanılsamayı önleme yollarından biri de, yanlış bilgileri sürekli tekrarlamaktan kaçınmaktır.  Akademisyenlerin yazdıkları her şeyde referans kullanmalarının temel sebebi budur. Dile getirdikleri her tür bilgiye okurun hemen inanmasını beklemek yerine, ona kaynağını araştırma olanağı verirler.

Sonuç olarak yanlış bilgileri tekrarlamak, hem bizi hem de çevremizi etkileyecek olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Yalanlarla gerçeklerin karıştığı bir dünya yaratılmasına yardımcı olmaktansa, bir bilginin gerçek olup olmadığını öğrenmeden tekrarlamamaya çalışmakta fayda vardır.

Kaynak: bbc.com

Yeni İçeriklere Abone Olun

* zorunlu